· Etiketler
abd
,
abd konsolosluğu
,
el kaide
,
terör eylemi
,
terör saldırısı
Tarih : 09.07.2008
Yer : İstanbul / İstinye - ABD Konsolosluğu
Saat : 11.00 Suları
GİRİŞ : El-Kaide’ye
bağlı olduğu tahmin edilen 3 terörist, ABD konsolosluğuna düzenlediği saldırı
sonucu 3 TÜRK POLİSİni şehit
etmiştir.
GELİŞME : Ana haber
bültenlerimiz, yıllardır şehit olan polis ve askerlerimizin haberlerini
vermektedir. Özellikle polislerin şehit haberleri nadir de olsa zaman zaman ana
haber bültenlerinde karşımıza çıkmaktadır. Hatırladığım kadarıyla hiçbir şehit
polis haberinde KAHRAMAN POLİSLER
diye alt yazı veya demeçler verilmemiştir. Bırakın şehit haberini, başarıyla
tamamlanan herhangi bir operasyondan sonra bile KAHRAMAN POLİSLER demeçleri verilmemiş, haberlerde bu şekilde yer
almamıştır.
Niye? : Çünkü o
haberler ABD ile ilgili değildi. Polislerimiz ABD yüzünden şehit düşmemişti
veya ABD için operasyon yapmamıştı.
Bugün ABD konsolosluğuna düzenlenen saldırıda şehit düşen
polislerimize KAHRAMAN POLİSLER
deniyor bütün ana haber bültenlerinde. Evet, ülkemiz topraklarında vatani
görevi için şehit düşen her insan KAHRAMANdır.
Sadece ABD konsolosluğunda ölen polislerimiz değil, görevi, vatanı, milleti
için, herhangi bir operasyonda şehit düşen polislerimiz de KAHRAMANdır. Bunun altını çizmek gerekli diye düşünüyorum, özellikle
Amerikan emperyalizmine çanak tutan ve tutmaya devam eden belirli bir kesim
için !
ABD konsolosluğuna yapılan saldırıda şehit düşen polislerimiz
oranın güvenliğini sağlayabilmek için canlarını vermişlerdir.
Nasıl yani oranın
güvenliğini? : Orada bulunan, ABD vatandaşı olan, askerin, konsolosun,
çalışanların güvenliğini.
Peki, niye polisimiz
siper alacak yer ararken ve kapıya yönelmişken içerideki ABD askeri kapıyı açıp
polisimize yardım etmedi? : Çünkü, Türk’ün Türk’ten ve Türkiye’liden başka
dostu yoktur. Ama ne yazıkki buna önlem almayı ve düzeltmeyi de geçtim, bunun
farkında olan insan sayısı bile çok azdır.
SONUÇ : 3 tane
aslan gibi, gencecik kahramanımız şehit oldu. Zaten kahraman olan polislerimiz,
ABD konsolosluğunun güvenliği için şehit olduğundan, ana haber bültenlerimiz ve
belirli bir kesim tarafından “daha da bir KAHRAMAN” oldu.
Hiçbir zaman korkmayan, son nefesine kadar savaşmayı bilen
TÜRK askeri ve polisi, cesaretini dünyaya bir kez daha ispatladı. Ama kazanan
yine “bizim sayemizde” Amerikan emperyelizmi
oldu.
Bu ABD özentimiz, bu ABD uşaklığımız, vatan sevgisinden çok bu
ABD sevdamız, bu ABD korkaklığımız devam ettikçe, ne yazıkki daha bir çok KAHRAMANIMIZI toprağa vermeye devam
edeceğiz.
Kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine ve halkımıza “sabır” ve “baş sağlığı” diliyorum.
imza : yorumcu.bloggum.com
· Etiketler
össye girecek öğrencilerin dikkatine
Merhaba arkadaşlar. Bildiğiniz gibi Öğrenci Seçme Sınavı çok yaklaştı. Bir çok öğrencimiz/arkadaşımız sınav stresinden kurtulamıyor. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri dikkatini veremiyor vs..
Aslına bakarsanız bunlara hiç gerek yok. Ben ÖSS sınavına 4 kere girdim. Birincisini kazanamamıştım. Aynı sizler gibi, stress, korku, heyecan vardı bende de. Hal böyle olunca da tabiiki başarılı olamadım.
Sonra bir baktım aslında hiç birisine gerek yok. Ne korkuya, ne strese, ne de heyecana. Sonuçta oraya gelen her öğrencinin amacı aynı ve hepsinde az da olsa bir heyecan var. Yalnız değilsiniz ki korkasınız? Ya da sadece siz ilk defa girmiyorsunuz ki korkasınız. Sizin gibi milyonlarcası var ilk defa giren, heyecanlı olan. O yüzden bunların hiç birisine gerek olmadığı gibi hayat ÖSS ile şekillenmiyor. Hayatınızın geri kalanı 3 saat boyunca karaladığınız yuvarlakların içine bağlı değil. Kimse de size "-neden kazanamadın!" diye hesap soracak değil. Evet, bazı anne-babalar böyle gözükebilir ama bunun amacı aslında sizin daha çok çalışmanızı sağlamaktır. Korkutmak değildir yani. Ama tabi siz onca bunalımın içerisinde bunu yanlış algılıyorsunuz. "Annem ve babam ben bu sınavı kazanamazsam beni döver" "annem ve babam ben bu sınavı kazanamazsam çok sinirlenir" "annem ve babam ben bu sınavı kazanamazsam çok üzülür" ...
Böyle düşünen arkadaşlara açıklama bile yapmama gerek yok aslına ama şu kalıp örnekler yeterlidir sanırım;
1- Anne ve babanız siz ÖSS sınavına girin diye sizi dünyaya getirmedi.
2- Anne ve babanız siz ÖSS sınavını kazanın diye sizi dünyaya getirmedi.
3- Anne ve babanız siz ÖSS sınavını kazanacaksınız diye sizi sevmedi.
Değinmem gereken bir diğer nokta da sınava girerken "yanınıza su ve benzeri sıvılar almayın". Çünkü bu ÖSS illeti, zaman zaman bir saniyeliğine de olsa heyecana ve dikkatsizliğe sebep olabiliyor. Cevap kağıdınızın üstüne dökeceğiniz su, bütün yılki çalışmalarınızı ve çabanızı bir anda çöpe atabilir. Bunun için mümkünse suyunuzu sınava girmeden için ve yanınıza;
"2 adet kalem + silgi + kalemtraş + nüfus cüzdanı + sınav giriş belgesi" dışında başka bir şey almayın.
Değinmem gereken son nokta ise, özellikle Türkçe-Edebiyat bölümünde çok uzun sorular olur. Paragraf falan verirler okumanız için. Bu durumda yapacağınız şey şu olmalıdır;
"önce soruyu okuyun", yani sizden ne istiyor onu anlayın. soruyu okuduktan sonra paragrafı okuyun ve ne istediğini hemen bulun. Aksi takdirde çok fazla vakit kaybınız olacaktır.
Hepinize sınavda başarılar...
imza : yorumcu.bloggum.com
· Etiketler
istiklal savaşı ütopyası
1. Bölüm
İstiklal Savaşı’nda Türkler ile – Kürtler kol kola savaşmıştır biliyorsunuz değil mi?
Peki, hiç düşündünüz mü “bazı” Kürtler niye kol kola, aynı safta, aynı düşmana karşı savaştı?
1 - aynı coğrafyada yaşadıkları için mi?
2 - aynı ülkede doğdukları için mi?
3 - aynı havayı soludukları için mi?
Hayır, hiç birisi değil.
Türklerin de “bazı Kürtlerin” de amacı vardı. ( burada yanlış anlaşılma olmasın, ben Kürtleri hedef almıyorum, Kürt kimliği altında, pkk propogandası yapan, dağda askerime kurşun sıkan vatan hainlerinden bahsediyorum. Her Kürt pkk değildir, hatta "Türklerden" çok çok daha vatanına sadık, ülkesine bağlı olanları mevcuttur. Zaten bu yüzden bazıları için “bazı” kavramını kullandım. )
İstiklal Savaşı’nda Türklerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti için savaşan pkk terör örgütü düşüncesine sahip kişiler, İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerle tek başlarına baş edemeyeceğini, birlik oldukları için onları hiç bir zaman yenemeyeceklerini, bu yüzden yenilmesi gereken ilk düşmanın onlar olduğunu düşünüp, Türkiye Cumhuriyeti’ni onlardan kurtarmak için savaşmıştır.
Peki, neden?
Bu terör yanlıları diğer ülkeler yenildiği zaman Türkiye Cumhuriyeti'nde eylemlerini ve düşüncelerini çok daha rahat ve çok daha başarılı bir şekilde yerine getirebileceklerini biliyorlardı, nitekim onlar kazansaydı Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülke olmayacaktı.
Azınlıktaydılar ama her geçen gün çoğalıyorlar ama henüz hiç kimseye karşı tehdit oluşturmuyorlardı. Herhangi eylemini uygulamaya çalışan bir kaç pkk militanı tutuklandığı veya vurulduğunda “Kürt sorunu, Kürtlere acımasızlık, ırkçılık” gibi düşüncelerle halka duygu sömürüsü yapıyorlar, tüm Kürtleri zan altında bırakıyorlar ve nitekim başarıyorlardı.
Eğer bugün Kürtlere potansiyel pkk gözüyle bakılıyorsa bu Türklerin değil, onları besleyip, büyütüp, dağlara yollayan Kürtlerin suçudur. "Bunda devletin hiç mi suçu yok?" derseniz, tartışılır.
Nitekim 1990'lı yıllarda artık çoğunluk olduklarını düşünüp ve başkaldırış zamanının geldiğini düşündükleri için "aleni" silahlı eylemlere başlamışlar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Trakya kesimine kadar yayılmışlar ve eylemlerini her geçen gün profesyonelleştirmişlerdir. Bazı "komşu" dediğimiz ülkelerin de yardımı ile tabiiki.
1990'lı yıllardan günümüze kadar resmi sayısını bilmediğimiz kadar askerimizi "kendi ülkesinde" savaş bile sayılmayan çatışmalar sonucu şehit etmişlerdir.
Savaş : 1'den fazla sayıda ülkenin, toprak savunma veya toprak kazanma adına yaptıkları silahlı veya bürokratik çatışmalardır.
2. Bölüm
İstiklal Savaşı’nda Türklerle – “bazı” Türklerin ( amaçları Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyet, laiklik olmayanlar : amaçları şeriat olanlar ) kol kola savaşmıştır biliyorsunuz değil mi?
Peki, hiç düşündünüz mü niye kol kola, aynı safta, aynı düşmana karşı savaştıklarını?
1 - cumhuriyet için mi?
2 - laiklik için mi?
3 - Türkiye Cumhuriyeti için mi?
Hayır, hiç birisi değil.
Türklerin de, “bazı” Türklerin de amaçları vardı.
İstiklal Savaşı’nda Türklerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti için savaşan, “bazı” Türkler; İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerle baş edemeyeceğini, birlik oldukları için onları hiç bir zaman yenemeyeceklerini, bu yüzden yenilmesi gereken ilk düşmanın onlar olduğunu düşünüp, Türkiye Cumhuriyeti’ni onlardan kurtarmak için savaşmıştır ama kendi amaçları için, yani "şeriat" için.
Onlar hep vardı. Menemen'de Kubilay'ı şehit edip, başını gövdesinden ayırıp, bir sopaya takarak sokak sokak gezenler, bugün kravat takıp, belirli kademelerde “halka göre halk için, onlara göre kendi amaçları için ve ne yazık ki an değiştirilebilen anayasaya göre "devlet" için” hizmet veriyorlar.
Çünkü biliyorlar ki Türkiye Cumhuriyeti laik ve müslüman bir ülkedir ve halkımızın bir kesimi;
"cahil" : "yetişin! din elden gidiyor!" dendiğinde, kendini ve milli değerlerini unutup, bu şahıslara inanıp, duygu sömürüsüne kayıtsız kalamayan kişiler.
bir kesimi;
"bana dokunmayan yılan bin yaşasın" : kendi ceplerini, kendi yaşamlarını herşeyin üstünde tutan, bu ülkenin kurulması ve kurulduktan sonra korunması için canlarını veren şehitlerimizi unutan kişiler oluşturuyor.
Yukarıdaki 2 kesimin toplamı ülkemizin %70 oranına denk geliyor. %70 oranı yabancı gelmedi değil mi?
"Ben dinimi özgür bir biçimde yaşayamıyorum!".
Niye? Sen emperyalist ülkelerde yaşamıyorsun ki. Unuttun sanırım, sen "Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyorsun". Din, ırk, mezhep ayrımı yapılmayan bir ülkede, müslüman bir ülkede, okuldan çok camisi olan bir ülkede, ülke kurulurken istenseydi "müslüman olmayacak" olan bir ülkede, ülke kurulurken istenseydi "binlerce cami yaptırılmayacak bir ülkede", resmi devlet idareleri ve okullar dışında baş örtüsünün hiç bir yerde yasak olmadığı bir ülkede. ( ki artık üniversitelerde yasak değil ne yazıkki ve bu çok büyük bir utanç kaynağı olarak tarihte yerini almıştır ! )
- Ki onlara göre "baş örtüsü" takmayan annelerimiz, kız kardeşlerimiz, eşlerimiz "müslüman" değil.
Annem namazını kılar, orucunu tutar, imkanı varsa hacca gider ve kurban keser, fitresini ve zekatını verir, "baş örtüsünü" takması gerektiği yerlerde takar ama günlük hayatta takmıyor diye “müslüman” olmaz. Eğer buna siz karar verecekseniz bizlere "cennet" bahçelerinden birer dönüm arazi de verir misiniz? İşimizi garantiye alalım, ne olur ne olmaz değil mi ama?
Türkiye Cumhuriyeti, adı üstünde cumhuriyet ülkesi, laik ülke, müslüman ülkedir, "şeriat" için kurulmamıştır ve bu hiç bir zaman değişmeyecektir. Müslüman ülke olmamız, "şeriat" ülkesi olmamız gerektiği veya olacağımız anlamına asla gelmez ve gelmeyecektir.
Dünyanın en büyük lideri "Mustafa Kemal Atatürk"'ün kurduğu "Türkiye Cumhuriyeti", "Menemen"de de yenilmedi, 20 yıldır dağlarda da.
Evet, hepimiz Osmanlı torunlarıyız ama yaşadığımız yer Osmanlı Devleti değil "Türkiye Cumhuriyeti'dir."
Osmanlı Devleti 700 yıllık bir saltanatın ardından yıkılmıştır. Yerine, yapısı cumhuriyet ve laikliğe dayanan, yenilikçi, ilerici, devrimci, modern, geleneklerine bağlı bir ülke kurulmuştur.
Bu ülkenin adını, hangi ülkede yaşadığını veya hangi ülkenin vatandaşı olduğunu unutanlar ceplerinde taşıdıkları "nüfus cüzdanlarına" bakabilirler.
imza : yorumcu.bloggum.com
· Etiketler
hayatımız dizi
Kimimiz işimizde, kimimiz okulumuzda ve kimimiz hayatın bize sunduğu belirli yerlerde geçiririz günlerimizi. Sinir, stres, yorgunluk yanımıza kalan unsurların bazılarıdır gün sonuna kadar. Evimize gideceğimiz o muhteşem saatin gelmesini 2 gözle beklerken, dakikalar yıl misali ağardan-ağardan geçmeye başlamıştır bile. Hava yavaş-yavaş kararır, hafiften uyku bastırmaya başlar ve işte o an! Beklenen dakika gelmiştir! Evin yolu hiç bu kadar uzun gelmemiştir bize, haftanın kalan diğer 4 gününü saymazsak. ( hafta sonu çalışanlardan özür dileyerek )
Evimize geldik, eşimizin, ablamızın, annemizin, kardeşimizin ( hepsinin birden değil tabiî ki, hangisi denk geldiyse artık ) yaptığı o muhteşem yemeği yeme vakti geldi. Döktüğümüz alın terinin karşılığı eder mi önümüze konan tabaktaki yemek bilinmez ama Pollyanna’cılığımız üstümüzdedir yine ve afiyetle yeriz yemeğimizi.
Artık karnımız doydu ve Ana Haber Bülteni’ni izlemeye koyuluruz. Ölen-öldürülen masum insanlar, hapse giren-çıkan masum suçlular, herhangi bir ünlümüzün herhangi bir gece kulübündeki masum kaçamağı-aşk hayatı ( zaten bizi en çok ilgilendiren ve sabah kalktığımızda akşam olsa da izlesek dediğimiz tek şey ), daha az önce soframızda olan herhangi bir yiyeceğe yapılan masum zam ( ki yedikten sonra zam haberini öğrenince “keşke daha az yeseydik” dedik ), hatta şu an kül tabağında boynu bükük duran British American Tobacco bandrollü tütünümüze yapılan masum zam…
Ana Haber Bülteni’ni izledikten sonra bütün günün yorgunluğu ve stresi 2 kat olmuştur ve bizi rahatlatacak programlara ihtiyacımız vardır. Herkes bilir, bizim ülkemizde izlenen kanal sayısı 5’i geçmez. Saat 20:00 olmuştur ve artık arkamıza yaslanıp bir şeyler izleme vaktidir. Ama o da ne! 5 kanalın 5’inde de dizi başlamış ve hepsi birbirinin kopyası denecek nitelikte. Birinde kız fakir, diğerinde erkek. Birinde kız hırsız, diğerinde erkek polis. Vs…
Saat 20:00’den saat 22:00’ye kadar 5 kanalda da dizi vardır ve bizim yapacağımız tek şey televizyonu kapatmaktır.
Madem 2 saat kadar televizyon izleyemeyeceğiz o zaman biz de sohbet ederiz. Toplanır ev halkı oturma odasına ve sohbet başlar. Çoluk-çocuk, eş-dost derken çayla birlikte sohbette sona eriyor ve saat 22:00 olmuştur bile. E artık televizyonu açalım diziler bitmiştir nasılsa. Televizyon açılır ve o da ne! Karşımıza çıkan manzara yine aynıdır. Saat 22:00 - 00:00 arası 5 kanalda da dizi vardır. Birinde kız çok seviyor-erkek kaçıyor, birisinde erkek aşkından divane olmuş-kız oralı değil. Vs…
Not : En çok izlenen 5 kanalda günde 2’şer taneden ( 20:00 - 00:00 arası ) ortalama olarak 1 günde 10, 1 haftada 70, 1 ayda 280, 1 yılda 3640 adet dizi vardır. Gün içerisinde yayınlanan tekrarları da cabası ( izle izle bitmez ! ).
Ana Haber Bülteni’ni izlerken 2’ye katlanan sinir-stres dizilerin bunaltıcı senaryo ve çokluğuyla birlikte 4’e katlanmıştır. Televizyonu camdan atıp gürültü kirliliği yapmaktansa en iyisi yatmaktır. Sabah erken kalkıp, işe gidip, “-acaba akşam hangi diziyi izlesem?” diye düşünmek gerekli bütün gün, yoksa zaman nasıl geçecek?
imza : yorumcu.bloggum.com
· Etiketler
eurovisionda türk ittifakı
merhaba arkadaşlar. bildiğiniz gibi dün gece eurovizion
şarkı yarışması finali vardı. bizden kaliteli bir rock grubu olan Mor
ve Ötesi vardı yarışmada.
hemen hemen bütün ülkelerin
solistlerini izledim ve dinledim. hatta oylama başlamadan 10 dakika
önce ilk 7 tahminimi bir kağıda yazdım. 1 tanesi hariç diğerleri
tahminimi tanılmadı. rusya yoktu tahminimde. ben yunanistan veya
ukrayna çekişir diye düşünmüştüm. aslında rusya'nın şarkısı çok kötü
değildi ama geçen yıl sırbistan'ın iğrenç ( iğrenç derken ayakta uyutan
) şarkısından sonra slow veya slowa yakın bir şarkı seçilmez diye
düşünmüştüm ama yanıldım. yine slowa yakın bir parça kazandı yarışmayı.
e sırplardan sonra rusların birinci olması politik olarak imkansız
değildi tabiiki.
yıllardır düşünüyorum, bu bir şarkı yarışması
mı? yoksa hangi ülkenin diğer ülkelerde daha çok vatandaşı var
yarışması mı? ya da hangi ülke diğer avrupa ülkeleri tarafından daha
çok seviliyor yarışması mı?
sertap erener kazandığı zaman
önyargılarım biraz yıkılmıştı ama ondan sonra tekrar aynı düşünceler
sarmaya başladı son bir kaç yıldır. baktığımız zaman oylamada bütün
"komşu" ülkeler birbirine oy veriyor. zaten küme halinde komşu olan
ülkeler ilk 5'e girmekte zorlanmıyor. bize gelince : "rusya",
"ermenistan", "yunanistan" "bulgaristan" "gürcistan" "kıbrıs rum
kesimi" bizim komşumuz olan ülkeler bunlar. bize oy verdiler mi? ya da
bize kaç oy verdiler?
işte bütün mesele bu sorunun altında
yatıyor. hemen hemen bütün komşularımızla kanlı bıçaklıyız. politik
düşüncelere göre hepimiz kardeşiz hesapta ama milli düşünceye göre
hepimiz düşmanız. komşularımızın hiç biri bizi sevmez ve biz de onları
sevmeyiz. halk kültürü ve düşüncesi her zaman buna işaret etmiştir.
zamanında survivor adlı yarışmada Türk-yunan dostluğuna adım atalım
diye bizi yunanla aynı adaya koydular, yarışma biraz daha uzasaydı
dünya savaşı çıkması işten bile değildi. o kadar büyük kuyruk acıları
var ki, Atamızın adını anmadan edemediler. oradaki bir yunan yarışmacı
: "- bizi burada yenmeniz için bir Mustafa Kemal'e ihtiyacınız olacak"
demişti. işte işin özü bu, kuyruk acısı.
gördüğünüz gibi komşularımızla düşmanız, onlardan puan almamız
imkansız. e diğer taraftan "almanya" ve "hollanda" dışında başka
ülkelerde Türk nüfusu oldukça az. bu 2 ülkeden 12 puan ( en yüksek )
almak da önemli değil aslında. baktığınızda bize 12 puan veren bu
ülkeler 10 puanı da yunanistan'a veriyor ama yunanistan'a 12 puan veren
hiç bir ülke bize 10 değil 1 puan bile vermiyor.
diğer taraftan
ermenistan'da patlama yaptı bu sene. ermeni soykırımı bütün ülkeleri
etkilemiş anlaşılan. fransa başta olmak üzere bir çok yerden yüksek
puan aldılar. bir nevi bu yarışma vesilesiyle "-biz sizi
destekliyoruz" mesajını çok güzel bir biçimde alarak yarışmada iyi bir
derece elde ettiler.
şimdiye kadar saydığımız ülkelerden neden
puan alamadığımız açık. e diğer kalanlar da bizi tanımıyor. bizi
bilmiyor. son yıllarda SÖZDE' ermeni soykırımı yaptığımızı duyuyorlar
ve ona göre bir yapı oluşuyor akıllarında. ve sadece tarih
kitaplarından okuduklarına göre Türklerin yunanı, ingilizi, fransızı,
italyanı, anzak'ı nasıl denize döktüğü biliniyor. bizden önce de
Osmanlı'nın bütün dünyaya nasıl hakim olduğunu. bunları duyan, bilen
birisi Türklere oy verir mi? vermez! komşularımızın kuyruk acısı hala
geçmemişken bize oy verir mi? vermez!
Öte yandan bir çok ülke
kendi anadilini kullanmayıp ingilizce şarkı söylemesine rağmen ilk 10'a
giremedi. biz Türkçe bir rock şarkıyla 7. olduk. bence bu Mor ve Ötesi
grubu ve halkımız için çok büyük bir onurdur. Demekki Türkçe şarkıyla
da birşeyler yapabilirizin ispatı oldu bu.
dün gecenin
tek sevindirici tarafı yarışmaya ilk kez katılan Azerbaycan'ın hemen
arkamızda 8. sırada yer almasıydı. bizden onlara, onlardan bize 12 puan
çıktı. gecenin en zevkli, en güzel olayı buydu. Türk ittifakı.
imza : yorumcu.bloggum.com